1920’den 2020’ye Cumhuriyet nesli

Cumhuriyetimizin ilk nesli gerçek bir mucizeye imza atmıştı. Alışkanlığımız hep Türkiye’yi kendi içinde kavrulan, dünyanın kalanından etkilenmeyen bir kapalı kutu olarak düşünmek olduğu için, Cumhuriyetin ilk neslinin performansını da dünyadan kopuk değerlendiriyoruz. Oysa 1920’lerin dünyasını iyi anlarsak, 2020’lerin dünyasında Türkiye’nin nereye gideceğine kafa yürütmemiz de kolay olabilir. Gelin bakalım.

1920’lerin nesli Birinci Dünya Savaşı’ndan ve sonra da İspanyol Gribi salgınından çıkmıştı. Ford, ABD’de geniş kitlelerin satın alabileceği arabayı ilk defa üretmişti. Araba sahipliği 10 yılda her yere yayıldı. Yollar artık atlara değil arabalara göre yapılmaya başlandı. Elektrik de aynı dönemde yaygınlaştı. ABD’de elektrik üretimi 1920’lerde dört katına çıkmış. Böylece evlere radyo girdi. Sesli filmler, geceleri dans edilen gece kulüpleri hep elektrikle mümkün oldu. Bu yeniliklerin Türkiye gibi gelişmiş ülkelerin çevresinde kalan yerlere yayılması kolay oldu, en azından bazı şehirlere ve toplumun belli kesimlerine. Çünkü fabrika kurup yol yaptığınız zaman bu verimlilik verimli istihdam artışını da getiriyor. Yılda sadece bir ay tarlada, hasatta çalışan eğitimsiz işgücü, ek bir eğitime gerek olmadan bir anda fabrika işçisi olarak tüm sene verimli hale geliyor. Devletin öncülüğünde birçok yatırım bu nedenle yapıldı. 1920’lerde üretim ilişkileri ve global ekonomik mimari kalkınmaya elverişliydi.

Gelelim 2020’lere… Yine bir salgın hastalıktan çıkarak başladığımız bu on yılda rüzgarlar niteliksiz ve ucuz işgücünün aleyhine esiyor. Dijitalleşme, işgücünün yerine sermayenin geçmesi demek. Yani günde 3 vardiyadan 3 kişiye yaptırdığınız işi bir makineye yaptırıyorsunuz. Mesela otoparkın kapısını açan adamın yerini plaka taşıma sistemi alıyor. Haftada bir kişinin gidip sistem çalışıyor mu diye bakıp bir mesele varsa çözmesi yeterli. Bu kişi de açıp kapama tuşuna basan adamdan daha yüksek becerilere sahip olmak zorunda. Bu dönüşümden hangi ülkeler kazançlı çıkar? Sermayenin işgücüne göre yoğun olduğu, işgücünün daha becerili (yani daha eğitimli) olduğu ülkeler. Aynı zamanda, niteliksiz işgücü ücretlerinin yüksek olduğu ülkeler. Çünkü bu ülkelerde, niteliksiz işgücünün yerine geçecek sermaye yatırımlarının göreli maliyeti, yani işi insan yerine dijital teknolojiye yaptırmanın maliyeti daha düşük olur. Bu dinamiklerin sonucu olarak, geçen hafta Brüksel’deki düşünce kuruluşu CEPR’ın yayımladığı genel denge modeline göre, dijitalleşme nedeniyle 2050 yılına kadar ABD’nin milli geliri baz senaryoda %5 yükselecek, Meksika’nın milli geliri ise %3,6 düşecek. Biz sizce ABD’ye mi benziyoruz Meksika’ya mı?

Bazı sanayicilerin neden döviz kurunun yükseldiğine sevindiğini anlamak mümkün. Kısa vadede karları artacak. Ancak uzun vadede bu kur seviyesiyle dijital dünyaya uyum sağlamamız mümkün değil. Bunun üç nedeni var: Birincisi, niteliksiz işgücü maaşı döviz cinsinden ucuzladıkça adaptasyon için motivasyon düşüyor. Düşük nitelikli işlere hapsolup kalıyoruz. İkincisi, dijitalleşme yatırımları döviz cinsinden fiyatlandığı için yatırım yapacak paramız kalmıyor. Üçüncüsü, bunların sonucu olarak şirketlerin organizasyonel yapılarını dijital dünyaya adapte etmiyor, eski usul çalışmaya devam ediyoruz. İnanmayan COVID-19 sonrası İstanbul’daki trafiğe bakıp neden hala herkesin ofise gittiğini sorgulasın. COVID-19 geçen Eylül zirve yaptığında ABD’de tamamen evden çalışanların oranı %26’ya çıkmıştı. Bugün hala %26. Demek ki ABD’deki üretim faktörlerinin maliyet yapısı şirketlerin çalışma biçiminin dönüşümünün önünü açıyor. Oradaki şirketler elemanlarını işte tutmak için iş yapma biçimini değiştiriyor, bizimkiler biri gider biri gelir diyor. Bu durum sadece niteliksiz işgücü için değil nitelikli işler içinde geçerli. Geçen hafta 36 saatlik nöbetten sonra eve dönerken uyuyunca trafik kazasında ölen genç doktorla ilgili haberleri görmüşsünüzdür. İşte bu ekonomik dengeler nedeniyle cumhuriyetin yüzüncü yılı yaklaşırken iyimser değilim. Cumhuriyetimizin 98. yılı kutlu olsun.

Düzeltme: Geçen hafta bir dalgınlık sonucu dijital bankaların mevduat toplayamayacağını yazmışım. Bu bilgi doğru değil. Özür diler, uyaran okurlarımıza teşekkür ederim.

Bu yazı 29 Ekim 2021 tarihinde Dünya Gazetesi’nde yayımlanmıştır.