Google ve Facebook’un sömürgesi mi olacağız?

Dünyanın en büyük “private equity” (özel sermaye) şirketlerinden KKR’ın yöneticileri 45 yıl önce kurdukları şirketi bu hafta yeni yöneticilere bıraktı. KKR bugün dünya çapında 429 milyar dolar varlık yönetiyor. Kurulduktan sonra ilk işleri, o dönem Amerikan şirketler kesimine hakim ve birbiriyle ilgisiz birçok iş kolunu bir araya getiren holding şirketlerini satın alıp bölüp parçalayıp satmak olmuştu. Şirketin kendi bürokrasisiyle kurumsallaşarak sürekli büyümesi yerine parçalardan hissedarlara daha çok değer çıkarılmasına dayanan bu iş modeli o günden beri batı dünyasında özel sektörü dönüştürdü.

Artık her bir iş kolu iyi yönetildiğinde bütünden daha çok değer sağlıyor, sanayi işlerinde holding modeli bitti diye düşünürken, son yıllarda yapay zekanın gelişmesiyle holding modeli yeniden hortladı. Amerikan rekabet kurumunun yeni raporuna göre, 2010–20 arasında büyük teknoloji şirketleri 1 milyon doların üzerinde 616 şirket satın almış. Bu büyüme sevdasının iki nedeni var: Birincisi, kullanıcı sayınız arttıkça yapay zekâ daha çok veriye eriştiği için daha iyi çalışıyor. Facebook’un Instagram’ı satın almasının nedeni mesela bu. İkincisi, bir alanda geliştirdiğiniz yapay zekâ sistemini diğer alana uygulamanız kolay. Mesela Google’ın internetteki tüm metinleri tarayarak oluşturduğu dil işleme teknolojisini hem çeviri hem dikte ettirme hem de canlı asistan için kullanması basit. Yapay zekâ, çok sayıda kullanıcıya dayanan ve birçok alana yayılan sistemler halinde geliştiği için dijital kodamanlar yeni bir holding modeli oluşturmuş durumda.

Google ve Facebook’un global ölçekte yapay zekâ tekelleri kurmasını kolaylaştıran iki faktör daha var: Birincisi, bu şirketler halka arz yaparken kurucularına imtiyazlı hisseler yoluyla mutlak kontrol imkanı veriyor. Mesela Mark Zuckerberg, Facebook’un %10 civarında hissesine sahip olsa da oy haklarının %57’si onda. Dolayısıyla her dediği oluyor. İkincisi, bu şirketlerin tekel marjları ile elde ettikleri görülmemiş nakit akışı (ve düşük faiz ortamında ucuza borçlanma imkânı) sayesinde istedikleri satın almayı yapma imkanları var. Google’ın kasasındaki nakit, Airbus ve Boeing’i satın alabilecek hacimde.

Global ekonominin ağırlığı sanayiden yapay zekaya geçtikçe, her biri tek kişi tarafından yönetilen Google ve Facebook gibi şirketlerin musluğu tuttuğu, dilediği işlere girip rakiplerini pazar dışına ittiği bir tür yeni emperyalizm kuruluyor. Mesela geçen sene Google, Türkiye’den 9 milyar TL dijital reklam geliri elde etmiş. Esasen Türk kullanıcının verisini Türk reklam verene satıp elde edilen bu gelire %7,5 dijital hizmet vergisi koyalım dediğimizde Google, reklam ücretlerine %7,5 zam yapıverdi. Bu şu demek: Bir, “ben tekelim ve bunu piyasada göstermekten de çekinmem”. İki, “bana vergi koyarsanız ben de bunu sizin vatandaşınızdan alırım”.

Aynı dijital hizmet vergisinin uygulandığı Türkiye’de yerleşik e-ticaret şirketleriyse bu yükü kendileri çekmek zorunda kaldı. Çünkü mesela yemek dağıtımı işinde Yemeksepeti güçlüydü, yanına Getir ve Trendyol kolayca girdi. Sanal süpermarket pazarında Getir güçlüydü, yanına Yemeksepeti kolayca girdi. Bu pazarlarda rekabet var. Bu şirketlerin en önemli rekabet unsuru da yeni kullanıcı kazanmak olduğu için kazandıkları parayı yine dijital reklama yatırıyorlar. Türkiye’de dijital reklam harcaması TV reklamını geçti. Yani e-ticaretten de Google ve Facebook kazanıyor. Yine geçen sene, Ticaret Bakanlığı internete ilan veren emlakçı ve galericilere lisans zorunluluğu getirince, bu zorunluluk sadece Sahibinden gibi yerli sitelere denetlettirilebildi. Facebook Marketplace ise dingonun ahırı gibi çalışmaya devam ediyor. Çünkü karşınızda kuralları uygulatabileceğiniz bir muhatap yok.

Yapay zekâ global ekonomik mimariyi yeniden şekillendiriyor. Artık kendi işkolundan karını maksimize eden şirketler değil, büyük bir sistemle her pazara egemen olmak için para harcamaktan çekinmeyen, yöneticisini görmediğiniz, kararları kimin aldığını bilmediğiniz holdingler var. Dijital pazarları düzenlerken odağımız Google ve Facebook olmalı. Zaten rekabete açık yerel işlerle vakit kaybetmemeliyiz.

Bu yazı 15 Ekim 2021 tarihinde Dünya Gazetesi’nde yayımlanmıştır.