Halkın Merkez Bankası

Bu haftaki TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısında Leyla Alaton, babası İshak Alaton’un zamanla Karl Marks’ın daha iyi anlaşılacağı sözlerini hatırlatmış. Galiba ABD’de Biden yönetimi de aynı yoldan gidiyor. Bunun ipuçlarını başlıca regülatör kurumlara yapılan atamalarda görmek mümkün. Mesela Biden’ın ABD’nın BDDK’sı diyebileceğimiz Office of the Comptroller of the Currency ‘nin başına getirmek istediği Saule T. Omarova’nın geçen sene yayımladığı “The People’s Ledger: How to Democratize Money and Finance the Economy” makalesine bakalım. ABD’de bu tip üst düzey atamaların Senato’da onaylanması gerekiyor. Uluslararası basındaki haberlere göre, Kazakistan asıllı Omarova’nın yazdıklarını gören Cumhuriyetçi senatörler felç tehlikesi geçirmiş! Ancak makalenin içeriği dijital teknolojilerin finansal sektörü nereye götüreceğini anlamak açısından önemli.

Herkes merkez bankasında hesap açabilir mi? Merkez bankası dijital parası çıktığında bu durum sadece mümkün değil, aynı zamanda en mantıklı finansal mimari olacak. Bugüne kadar sadece bankaların merkez bankasına para yatırabilmesinin, halkın ise ancak bankalara hesap açabilmesinin esas nedeni merkez bankalarında her vatandaşa hizmet verecek şube altyapısının olmamasıydı. Ancak zaten dijitalleşme sayesinde hesap açmak için şubeye gerek kalmadı. Merkez bankası dijital parası çıktığında siz paranızı nerede tutmak istersiniz? Tasarruf mevduatı sigorta fonu olsa bile günün sonunda batma riski olan özel bankada mı, yoksa merkez bankasında mı?

Buraya kadar anlattıklarım, yani merkez bankası bilançosunun pasif tarafındaki değişim dijital dönüşümün tabii sonucu. Omarova’nın esas tartışmalı önerisi ise bilançodaki aktiflerin dönüşümüne ilişkin. Omarova şu anda bankalara likidite sağlayan pencere yerine, merkez bankası siyasi hedeflere uygun alanlara verilecek kredileri indirimli fon sağlasın diyor. Malum, artık bankalar mevduat toplayamayacağı için tüm fonlamasını ya merkez bankasından ya da ikincil piyasalardan yapacak. Mesela KOBİ kredilerine merkez bankası ucuza fon sağlasın ama bankalar tüketici kredilerine piyasa faizi ile kaynak bulsun. Omarova bir de merkez bankaları sadece kamunun öncelikli yatırım alanlarına dair tahvilleri alsın diyor. Hatta ABD için bu alımlarla finanse edilecek bizim varlık fonuna benzer bir yapı öneriyor.

Bu dönüşümün getireceği kurumsal sarsıntının boyutunu düşünelim. Bir kere, artık “bağımsız merkez bankası” kavramı ortadan kalkacak. Merkez bankası siyasi bir kurum haline gelecek. Peki 2008’den beri tüm dünyada faizleri düşürüp zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapmak da siyasi bir karar değil miydi? İkincisi, bizim anladığımız manada para politikası ve makro ihtiyati politikalar artık merkez bankasında birleşecek. Hatta aslında farklı kesimlerden vatandaşların merkez bankası hesabına doğrudan para yatırmak da mümkün olacağı için maliye politikası ile para politikası da birbirine girecek.

Mevduat bankacılığının tarihte bir parantez olarak yerini alma ihtimali, BDDK’nın geçenlerde görüşe açtığı dijital bankacılık yönetmeliğinin önemini gösteriyor. Dijital bankalar mevduat toplamayıp sadece kredi verecek. Dolayısıyla önümüzdeki sene geleceğin bankalarını lisanslamış olacağız. Bakalım kimler lisansları alacak? Sonra, merkez bankalarının kurumsal kültürü vatandaşla haşır neşir olmak üzerine kurulu olmadığına göre, vatandaşın merkez bankasındaki hesabını yönetmesini sağlayacak fintek şirketleri daha da önemli olacak. Ödeme ve e-para kuruluşları şu anda kullanıcı paralarının tamamını banka hesabında tutmak zorunda ve faiz alamıyorlar. Bankalar ise merkez bankasına yatırdıkları munzam karşılıklardan faiz alıyor. Hatta bir ara istemedikleri halde katılım bankalarına faiz ödenmesi tartışma yaratmıştı. İlk aşamada ödeme ve e-para kuruluşlarının merkez bankasında doğrudan hesap açmasını düşünsek olmaz mı?

Bu yazı 22 Ekim 2021 tarihinde Dünya Gazetesi’nde yayımlanmıştır.